TATVAN'IN TARİHİ

Uzun bir geçmişe sahip bulunan Tatvan, ilk çağlardan itibaren çeşitli milletlere ev sahipliği yapmıştır. 
Büyük İskender, Dara, Selçuklu Hükümdarı Alparslan, Timur, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman, 
Şah İsmail ve IV. Murat’ın ordularına geçit görevi yapmıştır. Osmanlı hükümdarları İran seferlerine 
çıktıklarında Tatvan’dan önemli oranda istifade etmiştirler. Hatta, İran seferi sırasında Kanuni Sultan 
Süleyman’ın, Van Gölünün güney batısına düşen bu limanda, bir tersane yaptırdığı bilinmektedir.
 
Araştırmalar sonucunda elde edilen belgelerden ve eski kaynaklardaki bilgilerden anlaşıldığı kadarıyla, 
ilçe ve çevresinin ilk sakinleri Subarlar’dır. Daha sonra Hurriler ve Hititler ile bunlara bağlı çeşitli b
oylar Tatvan’a hakim olmuşlardır. M.Ö. IX. yüzyıldan itibaren Urartular, Van ve çevresi ile birlikte Tatvan’da 
üç asır boyunca egemenlik kurmuşlardır. 1071’deki Malazgirt Meydan Savaşından sonra Tatvan; Selçukluların 
hakimiyetine geçmiştir ve bu durum M.S. 1200’lere kadar devam etmiştir.
 
 
Tatvan’ın tarihinde dönüm noktası sayılabilecek olay ise bölgede Osmanlı hakimiyetinin başlamasıdır. 1514 
tarihli Çaldıran Savaşında İran ordusunu bozguna uğratan Osmanlı ordusunun bu başarısından sonra Doğu Anadolu 
topraklarının büyük bir bölümü Osmanlı Devletine bağlanmıştır. 
 
Tatvan isminin ne zaman ve kimler tarafından verildiği bilinmemektedir. Ancak Evliya Çelebi, Rahova (Rahva) 
Ovasından doğuya doğru üç saat yürüdükten sonra Taht-ı Van kalesine ulaşıldığını ve buraya yöre halkının Tatvan 
adını verdiklerini kaydetmektedir.
 
Yakın geçmişte ise Tatvan ilçesi Küçüksu Nahiyesinde 1879’da kurulmuş bir köy görünümündedir. Bu gelişme bir 
tesadüf eseri olmayıp, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı, yani 93 harbi ile ilişkilidir. 93 Harbi sırasında ve sonrasında 
Doğu Anadolu Bölgesinde önemli oranda nüfus hareketleri meydana gelmiş ve kuzeyden aşağılara doğru yoğun bir göç yaşanmıştı. 
Rusların işgal ettikleri bölgelerden içerilere doğru göç eden insanlar, Osmanlı Hükümeti tarafından iç kesimlere yerleştirilmişlerdir. 
Muhtemelen Tatvan’daki söz konusu iskan olaylarının, bahsi geçen göçlerle yakın bir ilişkisi vardır.
 
1918 yılında Bitlis iline bağlı bir nahiye merkezi durumunda olan Tatvan, 1936 yılında ilçeye dönüştürüldü. XX.yy başlarında küçük bir 
köy görüntüsü veren Tatvan, daha sonra hızlı bir gelişme göstermiştir ve sürekli bir ilerlemeye paralel olarak ilçe teşkilatına kavuştuğunda, 
Karşıyaka Mahallesinde bulunun idare binaları 1946 Haziran’ında Tuğ Mahallesine taşınmıştır.
 
Tatvan, ilçe olduğu dönemde yaklaşık üç yüz nüfuslu küçük bir kırsal yerleşmeydi. 1950’de 3179 olan nüfus, 1965’te 10 bini, 1970’te 20 bini, 
1980’de 40 bini, 1985’te 50 bini aşmıştır. Nüfusun hızla artmasında Tatvan’ın bir ulaşım ve konaklama merkezine dönüşmesi, ayrıca bazı göçer 
aşiretlerinin buraya yerleşmesi önemli rol oynamıştır. Yine Tatvan’ın Van’a ve İran’a ulaşımı sağlayan bir liman kenti olması da, gelişmesine 
etki eden önemli faktörlerden biridir.
 
Tatvan’da kalıntı halinde de olsa varlığını koruyabilmiş tarihi eserlere rastlamak mümkündür. Tatvan’da tarihi eserlerin dağılımı konusunda 
karşımıza şöyle bir tablo çıkmaktadır: 11 kale, 5 camii, 4 kervansaray, 2 kümbet, 2 çeşme, 2 köprü, 3 tarihi ev, 4 tarihi mağara ve 54 
kilise.Kilise sayısının bu kadar fazla olması Hıristiyan dinine mensup Ermeni nüfusunun fazla olduğu anlamına gelmemelidir. Ermeni nüfusunun 
en yoğun olduğu vilayetlerin başında Bitlis gelmekle birlikte, 93 harbinden önce Bitlis’te 45.600 Müslüman nüfusa karşılık, Ermeniler de dahil 
bütün Hıristiyanların miktarı 15.200 kişidir. Bu da yaklaşık olarak 0’luk bir oranı ifade etmektedir. 93 Harbi sonrası dönemde de bu oran bir 
miktar artış göstermekle birlikte, bir önceki döneme yakındır. Doğu Anadolu bölgesi genelinde ise, bu oran aynı dönemlerde dolaylarındır. 
93 Harbinin etkisi azaldıktan sonra Ermeni nüfusunda giderek bir azalma meydana gelmiştir. Bu tarihten sonra bölgenin bazı köylerinde Ermeniler 
ağırlıklı olarak yaşamakta idiler. Söz konusu 54 kilisenin tamamına yakınının köylerde bulunuyor olması da bu tezi doğrulamaktadır.